Bu haftasonu yolumuz Kemalpaşa’ya
düştü. Sizlere ilk önce Alaş Kımız Çiftlği ve daha sonra da Nazarköy’den
bahsedeceğim dilimin döndüğünce. Güzel bir haftasonu sabahı.
Sonbaharın son güzel günleri. Kışa az kalmış, yazdan kalma bir hava. Kısacası
her şey bizi Nazarköy’e çağırıyor. Gitmezsek ayıp etmiş oluruz.
İzmir Bornova güzergahından devam
ederek yola koyulduk. İstikamet belli: Kemalpaşa. İzmirden 25 km sonra
Kemalpaşadayız. Çok uzun bir yol değil anlayacağınız. Haftasonu kaçamağı
yapabilieceğiniz kısa bir mesafe. Kemalpaşa’ya yarım saat demeden varıyorsunuz
zaten. Kemalpaşa’dan Torbalı yol ayrımından hemen sonra ordasınız. Kemalpaşa
şehir merkezinden de minibüs kalkıyormuş.
Yol üstünde güzel bir tesis var ilk
önce oraya uğruyoruz. Kazak Vadisi Alaş Kımız Çiftliği. Burada kahvaltı
yapmanızı özellikle tavsiye ederim. Çünkü biz öyle yaptık. İçinde tatar böreği
de olan çeşitli menüler mevcut. Çay da sınırsız bu arada. Burası Anadolu’ya
gelmeden önce Orta Asya’da göçebe yaşayan Türklerin yaşam tarzı hakkında
ipuçları sunuyor bizlere. Bu çiftlikte ata binebilir, kımız içebilirsiniz.
Çiftliğin kurucusu Şirzat Doğru; Doğu
Türkistan işgal edildikten sonra yurdundan ayrılmak zorunda kalan bir Kazak
Türk’ü. Çiftliğe giriş ücretsiz. Çalışanlar da Kazak Türk’ü. Burayı görmeden
geçmeyin derim.
Kımız çiftliğinde kahvaltımızı
yaptıktan sonra yolumuza devam ediyoruz. 5 km sonra Nazarköy’e varıyoruz. Haftasonu
olduğu için köy çok kalabalık. Köydeki geçim kaynağı olan boncuk yapımını 1950
yılında Mısır’dan Kemeraltı’na yerleşen Arap Selim adlı kişi İzmir’e getirmiş.
Bekir Arabalı adlı kişi de Kemeraltı’dan Nazarköy’ e getirmiştir. Halktan
aldığım bilgi bu şekilde.
Geçim kaynağının büyük bölümünü
boncuk üretimi ile kazanan köyün adı dere yatağının kurumasından dolayı
Kurudere olarak değiştirilse de 20.03.2007 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile
Nazarköy olmuştur.
Köyün girişinde yaşlı bir amca
tarlasını otoparka çevirmiş. Vakti zamanında O da boncuk ustasıymış. Yaşı
ilerleyince işi oğluna bırakmış. Şimdi oğlu boncuk işine devam ediyor, kendisi
de otopark işiyle uğraşıyormuş. Otopark ücreti de 5 TL.
Bundan sonra yola yürüyerek devam
ediyoruz. Yol boyunca ilerlerken bir çok stant( renk renk, çeşit çeşit)
görüyoruz. Boncukla ilgili aklımıza ne geldiyse hepsini görüyoruz. Hanımla
stantlarda beyler cam atölyelerinde.
Boncuk atölyeleri hala aktif. Köy
halkı tarafından yaşatılmaya çalışılıyor. Atölyelere gidip boncuk yapımını
izleyebiliyorsunuz. Biz de aşağıya kıvrılan bir yoldan bir atölyeye
yaklaşıyoruz. Bahçeli bir evin içinde atölye. Ağaçlar bile boncuklarla
süslenmiş. Burda ağaçlar bile şanslı. Boncuk ustaları 1200 derecelik ateş
başında cama şekil veriyorlar. Ellerindeki demir çubukları öylesine ustalıkla
kullanıyorlar ki şaşırıp kalıyorsunuz.
Çok zor, çok meşakkatli bir meslek.
Mutlaka yaşatılması gereken bir meslek. Evin avlusunda kendi yaptıkları
boncukları sattıkları küçük bir köşe de mevcut. Kelimenin tam anlamıyla alın
teriyle oluşan cam şaheserler. Birer hediyelik almadan geçmedik. Bahçedeki
ağaçlar bile boncuklarla süslenmiş.
Yol boyunca ilerlerken; her köşede
bir sürpriz çıkıyor. Bir evin bahçesinde resimler, tablolar, ahşep eserler;
diğer bir evin bahçesinde kışlık yakacak (odun), bir evin camında preslenmiş
plastik şişeler; sağda bir köyevi ve bahçesinde tavuklar, az ilerde dere
üzerinde muhteşem bir yer. Birkaç aile dere kenarındaki masalarda, afiyette.
Doğa desen olabildiğince cömert. Şiir tadında.
On metre ilerde dere şırıl şırıl, tam
karşıda gözalabildiğine, rengarenk orman. Her şey Bob Ross (80li yıllarda
trt’de izlediğimiz bonus kafa ressam)’un tablosundan fırlamış gibi. Dikkat
çeken bir ayrıntıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Hiçbir yapı otantik havayı
bozmuyor. Köy havası korunmuş, betonlaşma-medeniyet buraya henüz uğramamış.
Umarım hiç uğramaz.
Köy içinde ve çarşıda gezerken
zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Doğal olarak bir zaman sonra da
acıkıyorsunuz. Karnınızı doyurabileceğiniz çok hoş mekanlar var. Birkaç evi
orijinal halini bozmadan çok güzel çay bahçesi, gözlemeci gibi mekanlara
çevirmişler. Hiçbir şekilde köy havasını bozmamışlar. Manzaraya karşı
dostlarınızla, sevdiklerinizle çay-kahve içebilir, gözleme yiyebilir,
rahatlıkla karnınızı doyurabilirsiniz.
Biz kendi adımıza sevdiklerimize
hediyeler de aldık, yedik içtik, eğlendik. Son olarak Nazarköy’e gidip de :
11.
Hediyelik
eşya almadan
22.
Boncuk
atölyelerini görmeden
33.
Fotoğraf
çekmeden
44.
Köy
içinde yürüyüş yapmadan
55.
Dere
kenarında alabalık yemeden
66 .Ev yapımı gözleme yemeden dönmeyin. Aksi halde Nazarköy’e gitmiş sayılmazsınız.
66 .Ev yapımı gözleme yemeden dönmeyin. Aksi halde Nazarköy’e gitmiş sayılmazsınız.
Taşkın LAYIK
04.11.2016
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder